Ed Sheeran gibilerin zırt dediği yer! | Kısaçalar #39

Şimdi bu söyleyeceğime biraz sert bir ifade olacak lakin taşların kafamda yerine oturduğu bir tanım olduğundan tam da bu noktada altını çizmekten geri durmayacağım: Sanatçının en önemli özelliği kendiyle ya da bir başkasıyla, bazen toplumla, bazen tek bir kişiyle ya da bir kavramla derdi olması. Derdin yarattığı bağlam ve bu bağlam çerçevesinde sanatçının nasıl harekete geçtiği aslında sanat eserine anlamını veriyor. Öyle olmasaydı zırcahil “Ben de yaparım bunu” hezeyanlarını o kadar da zırcahil bulmazdık değil mi? Zira “Ben de yaparım” diyenlere verdiğimiz “Sen yapmadın. Ve hayır, yapamazdın” cevabı biraz da bağlamla ilgili.

Tam da bu “dert” sanatçıyı, konjonktürel bir popülariteye sahip “içerik üreticilerinden” ayırmakta. Maalesef, özellikle müzikte, şu an dinlediğimiz, şarkılarına zibilyon tane listede rastladığımız isimlerin çok çok büyük bir çoğunluğu konjonktürün ürünü ve aynı zamanda üreticisi. Tabii bu kötü bir şey olmak zorunda değil. En nihayetinde bu üreticiler, içinde yaşadığımız ve disiplinlerin dahi birbirleri arasında rekabet halinde olduğu, sandalye kapmaca oyununun turları gibi git gide küçülen ve daralan bir algı kapmaca yarışında, sektörü öyle ya da böyle canlı tutan unsurların başında geliyor.
Zurna da tam olarak işler ciddiye bindiğinde “zırt” deyiveriyor. Ed Sheeran gibiler işte burada patlıyor. Sadece müziğini yapıp, dünyanın gerçekliğine hiç bulaşmamak bir seçenek. Bunu yapana saygım sonsuz. En nihayetinde sanatçı illa ki “toplumsal gerçekçi” olmak zorunda değil. (Türkiye'deki “sanatçı” tanımı ve kelimenin kendisine gösterilen devasa hassasiyet biraz da buradan gelmekte.) Ve fakat o zaman ikiyüzlülük de yapmayacaksın. Kısaçalar'da son olarak 24 Nisan 2026 tarihli yazımda “No Music For Genocide” hareketine değinmiş, İsrail'in uyguladığı Apartheid rejimine, işgale ve soykırıma karşı bir araya gelen ve bünyesinde şu an 1000'i aşkın şarkıcı, müzisyen, müzik grubu ve yapım/organizasyon şirketi yer alan bu harekete o gün Eurovision bağlamında işaret etmiştim.
Filistinlilerin yanında olduğunu vurgulayan oluşum 2025'te yayınladığı manifestosunda müzik dünyasının tüm unsurlarını “müzik endüstrisinin suç ortaklığını reddetmeye” ve eserlerinin İsrail'de yayınlanmasına karşı durmaya davet etmiş ve büyük plak şirketlerinin ve yayın platformlarının “ikiyüzlü tavrına” dikkat çekerken şunları dile getirmişti:
“Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden birkaç ay sonra, tüm büyük plak şirketleri ya tek taraflı olarak tüm kataloğunu Rusya'dan kaldırdı ya ülkedeki faaliyetlerinin tamamen durdurdu ya da Ukrayna'ya bağış yaparken Putin'in eylemlerini örtük veya açık bir şekilde kınadı. On yıllardır süren yasadışı işgal, Apartheid ve Gazze'de iki yılı aşkın süredir devam eden hızlandırılmış soykırımın ardından İsrail'e karşı (veya Filistinlileri desteklemek için) hiçbir tedbir alınmadı... Bu girişim sınır tanımaz ve boykot etmek isteyen tüm sanatçılara ve plak şirketlerine açıktır... Kültür tek başına bombaları durduramaz ancak bu hareket, siyasi baskıyı reddetmeye, kamuoyunu adalete doğru yönlendirmeye ve insanlığa karşı suç işleyen herhangi bir şirket veya ülkenin sanat yoluyla aklanmasını ve normalleştirilmesini engellemeye yardımcı olabilir.”
İşte Ed Sheeran, söz konusu Rusya-Ukrayna Savaşı olduğunda o gün haklı olarak Ukrayna bayrağı açmaktan geri durmuyor, alkışları da topluyordu. Söz konusu Filistin olduğunda ise “Siyasi tartışmalara çekilmek istemediğini” söylüyor. Ne olmuştu? ABD'li rapçi Macklemore, Sheeran'ın turnesinde ön gruplardan biri olarak yer alacaktı. Filistin'e açıkça destek verdiği için turneden çıkarılınca ortalık karıştı. Sheeran başta sessiz kaldı, sonrasında omurgasızlığını fena halde ayyuka çıkaran bir PR açıklaması yayınladı. Turnedeki diğer ön gruplar da Macklemore'la dayanışma için turneden çekildi.
SHEERAN ŞİRKET GİBİ DAVRANMAYI SEÇTİ
Sheeran gerçek bir insan gibi hareket etmek yerine, tüm ekibiyle gerçek dünyadan yıllar önce kopmuş bir kozmetik şirketi gibi davranmayı seçti! Bilirsiniz zaman zaman bu şirketler “Yuh! Hiç mi hayat bilmiyorsunuz birader!” dedirten devasa krizler yaşarlar. Hani herkes krizi eline yüzüne bulaştırır, PR ekibi baştan aşağı kovulur, “samimi” bir açıklama yaparken işleri neredeyse diplomatik krize götüren CEO istifa eder, neredeyse YK başkanı falan değişir öyle bir kriz! Günün sonunda iş işten geçtikten sonra birileri ilk yapılması gerekeni yapar: Sorumluluk kabul eden samimi bir özür.
Burada da Sheeran “Macklemore'u turneden çıkarmak organizasyonun kararı. Kesinlikle kabul etmiyorum. Daha önce müdahale edip bunun önüne geçmeliydim. Macklemore tabii ki kendisini istediği gibi ifade etmekte özgürdür” diyebilirdi. Yine tepki çekerdi, yine Ukrayna'ya verdiği destek kendisine hatırlatılırdı fakat “omurgasız” olduğu yönünde, Roger Waters'ın dediği gibi “aşağılık bir korkak” olduğu yönünde daha az eleştiriyle karşılaşırdı. Veya hakkaten “kurumsallığın” dibine vurup hiçbir şey söylemeyebilirdi. Yine sonuç muhtemelen bu kadar kötü olmazdı.
En kötüsünü yapıp “bir marka işbilmezliğiyle” açıklama yaparak, hakikaten omurgasızca bir tarafsızlık satmaya çalışırsanız diğer sanatçılar da bu krizinizin üzerinde tepinir, Roger Waters gibi Massive Attack gibi doğuştan taraf olanlar ise “20 binden fazla çocuğun katledildiği bir ortamda ‘tarafsızlık’ asla gerçek tarafsızlık olamaz” der, sizi yerin dibine sokar. Ve günün sonunda takipçilerden, belki yeni anlaşmalardan daha büyük bir kaybınız olur: İtibar.
Sende Yorum yap